İzlekler için Sosyal Medya

ınspector clouseau

29 Ekim 2014 Çarşamba

Profesyonel Hayat vs. Duygu Yönetimi




Yer: İstanbul, 
Müzik: Çok iyi sabah sabah yağmur var ve Mad About You-hooverphonic falan çalıyor
Kahvaltı: Portakal suyu+Kuru domates ve pesto soslu falan tost

Parmaklarımı esnetiyorum ve başlıyorum. 


Elimde şahane bir pozisyon var, senin için çok uygun ama profesyonel manada senden iğrendiğim için hiçbir şey yokmuş gibi davranacağım.

Olay aslında, "duygularımı bir noktaya kadar kontrol ediyorum" ve bir noktadan sonra o 3 harfli ego  devreye giriyor ve başka bir odaya giriyoruz.

Bir noktadan sonra önündeki tüm açık pozisyonları Taylor'ın vida ve mavi yaka bağlantısı gibi kapanması gereken delikler, adayları da lego parçaları gibi oturması eklenmesi parçalar gibi görebilirsin. Beğenmedin mi? Puzzle diyeyim? Yine mi olmadı? Anahtar kilit diyeyim, bak giderek bilinçaltına oynuyorum, birazdan dark side'a geçeceğiz. 

Profesyonel hayat çok güzel ya, herkes minnoş, her yer Taksim, böyle bir sinerji, sevgi pıtırcıklığı. 


Camooon.

Masanın bir yanında oturan bu beyaz yakalıların kırılma noktası vardır, garanti ederim. Bizler bir noktaya kadar durumu yönetiriz, gülümseriz maskelerin ardına saklanırız, politik oluruz, bazen de o görünmeyen sınır geçilir, o kırmızı hat. 
Yapılanlar unutulmaz, beklenti: konfor alanıma tecavüz etmesin, gerçekleşen: babasının tarlası sanki girdi, bahçedeki elmaları çaldı, erikleri yedi, tam bir öküz.

Geçtiğimiz ay performans görüşmeleri yapıldı, her şey iyi gidiyor, beklentiler gerçekleşti, yetmedi accountumdaki direktör bir geri bildirim yaptı. A+, geliştirilmesi gereken alan çok kurumsal duruş. Daha kötüsü de olabilirdi, adaylarımı en gözde evlatlarım gibi sevebilirdim, onlar ki benim için ölüme bile gidebilirdi. Adaylarla aramda duygusal bir bağ olmaz, olması da saçma olurdu. 

Not: Herkesi kurtaramazsınız

Önüne geleninin headhuntcılık oynadığı bir dönem, biraz minnoşluk, biraz leydilik biraz kontluk falan bekliyor insan. Tarzınız olmalı ve bunu konuşturmalısınız. İşe alım kazalarından daha önce bahsettim size, yıl sonuna kadar yeni bir bölüm ile karşınıza gelecek. 

Direktör sordu, "senin benim ile ilgili geri bildirimin ne olur?", bakın ne güzel bir organizasyon, sence ben neleri daha iyi yapabilirim diye soran bir yönetici ile çalışmak büyük keyif. Umarım sizin de olur böyle yöneticileriniz hatta iç müşterileriniz vs. Hatta bcc savaşları dönmeyen bir organizasyon, her şey açık, herkes iş odaklı falan.

Açıkça söylemek gerekirse major bir sorun göremiyorum ama biliyorsunuz sizin ekip biraz şey(ayı), malum ben leydilik dersi aldım(yani aday karşısında göbeğimi kaşımam, kol altlarımı adayın ağzına sokarcasına ellerimi kafamın arkasında birleştirmem, burnumu karıştırmam, boğazımı temizlemem, leş gibi sigara kokmam, mülakat arasında odaya dalan görevliye öğle yemeğinde ne var sorusunu sormam, uyuz olmuş gibi hatır hatır kaşınmam, bacak aramı kaşımam/tombala çekmem, tanımadığım insanları Facebook'tan eklemem, linkedinden taciz etmem, siz diye hitap ederim...) alışmak zor oldu(gülüşmeler). Ayrıca hızlı geri dönüş alabilmek benim için de çok önemliydi...


Bazen insanları profesyonel düzeyde ignore edersin, benim için o kadar yoksun ki'yi söyleme biçimidir bu. Sosyal medya sınırları kaldırıp, bireyleri birbirine yaklaştırır. Ah evet, yaklaşık 10 yıldır, zirveler aksiyonlar, partiler, okazyonlar içerisinde boğulan kahramanımız her yeni oluşumun içine atlamaz. Çok tanıdık, inanmıyorum ama bir sinerji var, birlikte daha iyiye daha güzele.

Ya saçmalama yazının sonuna kadar okudun ve bu yazı kesinlikle direktör ile ilgili değil, bunu biliyorsun.

Evet benim de çalıştığım, kritik, stratejik üstelik tam da sana uygun bir pozisyonum var ama üzgünüm linkedin'de bile varlığını kabul etmediğim bir insana görüşme takvimi ayarlamayacağım.

Sınırlarımızı bilelim, koruyalım, yoksa beyaz yakalılar onları ekmek sanıyor boğazlarına takılıyor işin kötüsü ölmüyorlar.

Kelle avcınız,

Coco

22 Ekim 2014 Çarşamba

20 Ekim 2014 Pazartesi

Ölüm hali

Gün aymadın,

Saçma sapan çoklu geyik yaptığımız bir sabahtı. Kahvaltı yaptık, yöneticileri ile ilgili sorunlarını anlattı kahvaltıda eşlik eden arkadaşlarım. Sonra ofise geçtim.

Dimitri neşeli bir günaydın dedim "pek de öyle değil" dedi, öyle değilmiş. 

Birlikte iş yaptığımız yöneticiyi, bir iş arkadaşımızı kaybetmişiz dün gece. Birazdan mail gönderilecek ve herkesin haberi olacak.

Cenaze şehirdışında, yolculuk var, en erken uçuşa bilet ayarlandı.

Kara bir gün, moralim bozuk blog.




14 Ekim 2014 Salı

İbret İşe Alımı

Günaydın weirdos,

Oturabilirsiniz.





Bu satırları uçakta yazıyorum. Acil çıkışın bir önündeki sırada oturuyorum. Acil çıkış kapısından ses geldiğini söylediler, panik var, efem kapı sallanıyormuş. Neyse, bugün siz değerli izleklerime, ibret olsun diye yapılan iş görüşmesinden bahsedeceğim zira tek bir aday için günübirlik Ankara'ya gidiyorum. Aslında bu iş gezilerinin en güzeli değil midir? 1 aday için kıçını kaldır Ankara'ya git, gör, dön, umuyorum ki rötar olmaz.Kapıdan bir gıcır sesi geldiği doğru lakin düşer miyiz, kapı patlar mı bilemiyorum. Sizde de ekran dalgalanmaya başladı mı, bak bak yazılar birbirine giriyor, sanırım geçmişe gidiyoruz.Yine böyle bir gün yine tek bir aday için şehirdışındaydım...

Her yiğidin yoğurt yiyişinin farklı oluşu gibi ben mesela yoğurdumu sol el kullanarak yerim, öyle, her şirketin işe alım politikası da farklı. Evet bugün yoğurt üreticilerinin işe alım süreçleri ile sizlerin kafasını şişireceğim. Eski bir çalışan, yıllar sonra yeniden bizimle çalışmak istediğini belirten bir mail göndermişti direktöre, direktörümüz mesela adına Kay diyelim adamın performansından memnundu, rakibe gitmesi biraz canını sıkmıştı, geri dönme isteği gururunu kabartmış ve egosunu beslemişti, tekrar işe alabilirdi lakin önce bir görüşme yapılacaktı(işte buna İBRETlik İŞE ALIM GÖRÜŞMESİ diyoruz). İka'nın prosedürel işleri bu kez egosuna hizmet ediyordu ve seve seve iş görüşmesi yapacaktı. Sırıtışı: işte şimdi kucağıma düştün, o zaman ağla. Sen geliyorsun ama öyle hemen evet demeyeceğiz, annemiz göster ama elletme dedi.

Kimi şirketler eski çalışanlarını hiçbir şart altında geri almaz, kimisi ayrılığının ardından 3-4 yıl geçmesini bekler, kimisi de alır bu omurgalı duruşa bağlı olarak değişir, prosedürde yazar ise ne ala, yazmaz ise c-level or m-level'ın forsuna bağlı. Ayh çok uzadı, mülakat gününe geliyorum.

Kay ve ben uçaktayız, asistanı check-inde yanyana koltuk seçmiş en sevdiğim, akmaz kokmaz, kendine alan bırakmaz, mecbur sohbet edilecek, iş konuşulacak. Kay bugün yine gününde, rolüne girmiş, adayımız İdim Pay'ı parçalayacak, arenadaki bir Aslan gibi. Alandan şoför alıyor, bölgeye geçiyoruz, merhaba halk diyoruz, yine bizi öpüyorlar, Kay'ı selamlıyorlar, ceket ilikleyenler falan var. Görüşme yandaki otelde yapılacak.
Odaya geçiyoruz, soyun diyorum, ahahahah şaka, mülakat odası gayet güzel, Balo Salonu'ndan bozma bir oda, devasa,öbür yuvarlak masa 3 sandalye, aradaki boşluk rahatsızlık verici boyutta. Görüşme öncesi kahve içmek istiyor, vaktimiz var. Tam zamanında adayı içeri alıyoruz. Ve sahne:

-Vayyyyyy, İdim Paycığım, hoşgeldin.
(Tanrım ne bohemlik)
-Günaydın Kay Bey.
Icebreakerlar sonrası devam ediyoruz, son işi, neden ayrılmak istediği, görev ve sorumluluk alanları...
Görüşmenin bir yerinde neler oluyor anlamıyorum ama birden bu ikisi kendinden 3. Tekil Şahıs olarak bahsetmeye başlıyor.
-İyi, tamam da İdim Pay, o zaman gitmeseydin?!
-Bir İdim Pay kolay yetişmiyor.
-Sen bizi bırakıp gittin.
-Ama İdim Pay iyi bir insandır, İdim Pay'ı kime sorsanız, kime sorsanız! Iyi bir insan der, İdim Pay sizi çok seviyor.
-Kay da İdim Pay'ı seviyor, severdi de.
-Ama İdim Pay gerçekten size saygı duyuyor.
-Kay, İdim Pay'a gitme demişti.
-Ama İdim Pay ev almıştı, taksitlerini ödemesi gerekiyordu, o sırada maaşı yetmiyordu.
.
.
.

Hani bazı anlar vardır, aynada kendinize bakarken yabancılaşırsınız, gözbebeklerinizden yüzünüze doğru kayar bakışlarınız mal mal bakarsınız kendinize, hah işte öyle bir an yaşıyordum. Kafa kırık 2 tip masada kendinden başka biriymişçesine bahsediyor ve hayatımdan saniyeleri, dakikaları götürüyorlardı. Diğer bir bakışla da oldukça eğlencelilerdi. Yaklaşık bir 10 dakika sonra son bölüme geçtik, mevcuttaki ücret paketi ve yeni işyerinde onu mutlu edecek olan minimum rakam, yani alt psikolojik sınır, yani İdim Pay'ın biten ev taksidi sonrasında aldığı yeni arabanın taksidini ödeyebilmesi için kaç Atatürklü banknot gerek kısmı. 
İdim Pay uçmuyordu, eski işyerindeki aldığı ücretin %20 fazlasını istiyor, eski şirketinde çalışmak istiyor, eski yöneticileri ile çalışmak istiyor. Guys, yineleyeyim aynı ücret bandında farklı bir işe geçiyorsanız ya ekibiniz/şirketiniz çok berbat kaçmak istiyorsunuz ya da şuursuzsunuz. Benzerlerinizin aldığı ücreti ve sorumluluk alanlarınızı gözden geçirin, eski şirkette çalışmaya gerek var mı onu da iyice bir düşünmek gerek.

Bir Coco ile çılgın mülakat yapıyorum'un daha sonuna geldik, sevgiyle kalın.


"Çorba içmeyenin ya parası yoktur ya da delidir". Bir çorba bile içemedik.

Sabah Çorbacınız,

Coco 

13 Ekim 2014 Pazartesi

Peryön 22. İnsan Yönetimi Kongresi


Hello weirdos,

Yılın sınırlı sayıda gerçekleşen ve önemli organizasyonunundan biri olan Peryön 22. İnsan Yönetimi Kongresi 04-05 Kasım 2014 tarihleri arasında, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda bizleri konuk edecek.

Oturumlar için; 



http://www.peryonkongre.com/kongre2014/index.html

An itibariyle 21 gün kalmış durumda, hazırsanız başlayacaklar.

#peryonkongre ve #peryonkongresindeyimcunku hashtagler! eğer destek vermek isterseniz.

Nazik davetleri için teşekkürlerimi sunarken, hepinizi hörmetle selamlarım.

Basın sözcünüz,

Coco

İşe Alım

Size kötü mizahın sözünü veren kahramanınız iş başında



9 Ekim 2014 Perşembe

Sevgili Günlük



Hancı, bana şarap, tabletime de at eti getir. Kımız da olur ki.

Uyandım, zebani mode on, önce iptal olan bir uçuş sonra yapılan başka bir plan/değişim hızı müthiş. 

Hastasıyız, günü, şirketi ve dünyayı kurtarmak üzere hazırım. Mozerellalı sandviçimi bekliyorum. Uykum var ve sesim kısık, yutkunurken olmayan bademciklerim ağrıyor. Boktan günler yaşıyoruz. 


Alanda Avi karşılayacak, ilgiye ihtiyacım var, see u.


6 Ekim 2014 Pazartesi

Hayatın Direksiyonuna Geç



Yazarı tanıyalım

Fazıl Oral yazılarımı hatırlarsınız, ik zirvesi sonrasında yazmıştım hemen onun öncesinde Kemal İslamoğlu için "adam ninja beyler" demiştim ya, hah evet Kemal Bey dark saydın Show Business tarafında. 
Boyun ile ok kırma, buna şahit oldum, ateşte yürüme(hallelujah) falan bunlar artistik şeyler biliyorsunuz. MCT'nin 2014 yılındaki organizasyonu başlamadan önce bir dm geldi, önceki yıl yazılan yazıyı okumuş, teşekkür etti, MCT standında buluşalım o zaman dedik, ben gelir Ninja derim tanışırız böylece...Gittim yanında gayet takım elbiseli c-level amcalar teyzeler, bi' drink alıp bekledim, bir ara müsait oldu, Ninja dedim büyük sayılan bir gülümseme ile tanışmış olduk. Sonra kahve için sözleştik, hala bir kahve var içilecek bir ara.
Neyse gel zaman git zaman beyefendi bir kitap çıkarttı, sonrasında okuma fırsatı buldum, buyrunuz:



Tespitler
Kitabın kapağında kadın var(ow yea kadın figürü var diye mutlu olur hale geldim).
Kitap bölümlerden oluşuyor.
Her bölüm sonunda tek cümlelik özetler.
Kitap 309 sayfa.
Kitap Altın Kitaplar'dan çıkmış.
Kitabın sayfaları gri tonda.
Kitap röportaj stayla gidiyor, yani soru cevap, üstelik şimdi sen bana bunu mu söylemeye çalışıyorsun, oysa Ricardo MONTALBAN senin baban gibi Brezilya Dizisi formatında değil, kasmıyor.
Kitap kolay okunuyor.
Kitapta enteresan bir şey daha var, bazı yerler fosforlu şekilde kendinden çizilmiş, haylayt olmuş, tabii ben kendim not aldım ayrıca boyadım da çünkü zenginim ve fosforlu kalemlerim var.



Kitabın orasında burasında özlü sözler de bulunuyor Mevlana default, jung, shrek, kızılderili atasözleri falan.



Kitabın içerisinde görseller de mevcut, yazılarda mavi renk kullanılmış benim için nays.



Kitap adında direksiyon kelimesi bulunmasına rağmen bir trafik kitabı değil.
Kitapta gelecekte okumayı düşündüğüm yazarlardan Vamık Volkan'ın ismi de geçiyor, *swh.






Zihinsel ve duygusal blokajlarımızu yenmek için ne yapabiliriz? Aslında bu temel soru etrafında dolanıyor kitap, kullanmadığımız kaslarımız, sağ beyin, sol beyin, ego, teslimiyet, ilham alma, ateşte yürüme, öğrenilmiş çaresizlikler, kurban rolünü sevmek, ona tutunmak, ondan beslenmek, sonra savaşma kısmına geçiyor, sonra böyle ruhani tarafa da dokunuyor, Allah'tan fazla girmiyor, ilgim dağılıyor benim sonra toparlayamıyorum biliyorsunuz.


Kasmayan, rahat okunan bir kitap, daha çok serviste sabah okudum ben, her bölümün başında özlü bir söz ile başlıyor, röportaj olmasına rağmen salağa yatmadan sorulan sorulara enerjik cevaplarla devam ediyor.



Web sitesinde video izlenebilir, hatta testli bir bölüm var onunla devam edebilirsiniz, bunun yanında Kemal İslamoğlu'nu canlı izlemeniz de mümkün, davet edildim fakat  ben icabet edemedim, biliyorsunuz bu ara çok fazla seyahatim var, denk getiremedim.

Ez cümle kitap 10 üzerinden 6,9, okuyucu kitlesi jr'lardan 40 bandına uzanıyor, herkesin kendine alacağı dersler barındırıyor, kişisel gelişim, farkındalık ile ilgileniyorsanız, buyrunuz.

5 Ekim 2014 Pazar

Harikulade işyeri isimleri


@renkliik: Günaydın @CocodeMedina Bak senin için ne buldum. Let's do it Salih! Yaratıcı isim ve sloganlar arasına koyulsun pls http://t.co/2UaPuZ2FNA

İstek parça geldi, sağolsun dostlar, Romalılar beni düşünüyor, akıllarına geliyorum, Salih bir saç tasarımcısı, -mısın'ı ayrı yazsa yılın en iyisi olmaya hazırdı, buyrun efendim:


3 Ekim 2014 Cuma

Pek Yakında




Sıralamam, sıralamayı sevmem lakin Cem Yılmaz humoru bana hitap eder, severim. Şahsıma en uzak filmi Her Şey Çok Güzel Olacak'tır. Mazhar Alanson hastane sahnesi ile "Altan" göndermesi ile gülümsetiyor yine de. 2 şarkı paylaşmış film için Mazhar Alanson ve ben şarkıları beğendim.



Filmin parlayan yıldızı kesinlikle Zafer Algöz, adam muhteşem.

Efem siz Çağlar Çorumlu'yu güldür güldür'de falan değil keşke bir de İstanbul Efendisi oyununda görseydiniz, ah ah sahnede başka. Ha bir de tanışmıştım oyun sonrası kuzenim Burock'un hocası olur çok tatlı bir adam.
Beşir, kötü adam gibi bir kötü, evil, aynı zamanda Bennu Yıldırımlar'ın kocasına (Bülent Emin Yarar) benziyor...






Hah Komtan Logar, bi' cisim yaklaşıyor efendim de var filmde.

Spoiler alert

Uyudun mu?
Gulyabani
Andy Warhol
Almond Tree
İstese yürür yani
"Acıma yetime" beni benden alan replik
Ayrıca Yandex sahnesi yardı.

Zafer'in vicdanı rolündeki adam ->vine'daki etkıli hitabet dersleri adam her sahnede Zafer ile aynı kıyafeti giyiyordu süper detay. Dürrük ne ayol?

Reklam hadisesi, ürün yerleştirme, bugüne kadar Amerikan yapımı filmlerde fedex geçişini fark etmeyen kitle için alan açıyor. Reklamların yasaklanması ve tv, sinema, dizi ıvır zıvırds kullanımını yeni keşfediyor, ürün yerleştirilmiş, ne diyorsunuz efendim gerçekten mi? Bugüne kadar neyi fark ettin ki.

Dekor, ışık, kostümler çok hoş. Müzik-soundtrack fevkalade, ya filmde Kimse Bilmez çalışıyor var mı ötesi??

Duygu dolu bir film, eşkiya 6 numaralı poliste gösterdiği performans etkileyici, dokunuyor.

Film yormuyor, 130 küsür dakika, öeh iş çıkışı diye mızırdanırken filmde sıkılmadım, yormadı da.
Referans üzerine referans, gönderme üzerine gönderme, ünlü geyikleri üzerine yaran bir hasta başı sohbeti.





Son bölümdeki Süper Kahraman efektleri ile kaymaklı ekmek kadayıfı gibi geldi bana. Aslında bugün Tarçın'ın doğum gününü kutlayacaktık Boğaz'da  lakin kara Perşembe trafiği falan olur diye iptal olunca, yarın sabah ki film seansını öne çekme fırsatım oldu. Zira bu kulunuz Cem Yılmaz filmlerini sabah ilk seansta izler, bilen bilir hatta hediye bilet alır 10:00 için. Mümkün olduğunca tek başıma izlerim, eşlik edecek biri aramam hatta konsantrasyonumu bozacak biri olur diye korkarım da. Şanelman falan bile eşlik edemez o derece.


En son Guardians of the Galaxy filmini biliyorsunuz potansiyel erkek arkadaşı ile izlemiş ve 3. buluşmada fantastik filme gidilmez demiştim, işte bazı filmler biri ile gitmeyecek kadar kıymetli, biri ile rezil edilmemesi gereken şeylerdir, valla bak. Ender denen bu zat, benim Marvel evrenine olan ilgimi biliyordu sağolsun da içimdeki tüm enerjiyi soğurdu, No man, Ender o kadar da Ender değilmiş, görüşmüyoruz. Aynı şirketten olmamalı.

Avi beraber izleyelim dedi, kendisi hoş bir delikanlı lakin bu riski satın alamazdım. Belki bir animasyon ya da vampir filmi falan olur. Hatta bana Mısır yedirmesine bile izin verebilirim.

Neyse konuya dönecek olursak, bu film kendime bir hediye oldu, uzun süredir bekliyordum, gittim, izledim, beğendim.

Sıra Hobbit'te.

Sevemez kimse seni beni sevdiğim kadar şarkısı ile içlenen kahramanınız,

Coco

Kavurma Güzellemesi

Yine bir önemli ve kıymetli günler bölümü ile sizlerleyim(tema Kurban Bayramı)

Maddi olarak da manevi değerlerden de bahsetmeli, en nihayetinde yarın Bayram olmasaydı bugün izinli olmazdık. So,

Şimdi size etçil bünyemi gülümsetmiş hatta bazısına bön bön baktırmış birkaç caps paylaşacağım:


L&M izlediğim günlerin hatırı var.



Severim 




Oradan Yunan'a geçeceksin, dikkat ettim, bölgenin insanı Yunanistan demiyor, Yunan diyor, Orta Anadolu'ya gelince Yunan----->yunmak yıkanmak anlamına geliyor! ben İstanbulluyum tabi, kültürel şeyler bunlar, geçtiğimiz günlerde aile şeceresi ile ilgili çok acayip bir bilgi geçti elime, 400 yıl önce Trabzon'a Mısır'dan gelmişiz, değişik duygular içerisindeyim, sanırım piramitlerden biri benimdir diye hak iddia edebileceğim.


Alırsın Ford olursun Lord




Ve son olarak;




Etrafım hayvanseverlerle dolu diyerek uzaklara dalan kahramanınız,

Coco

En kalbi duygularla yanaklarınızdan öperim. Mutlu mutlu musmutlu günler.






Harikulade işyeri isimleri

Bu kadar iyisine yılda 1 ya da 2 kez denk geliyorum. Mis gibi mizah, açık ve net adam manyakmış, ne Manyaklar gördüm içinde bakkal yok, ne bakkallar gördüm içinde Erdal yok.


1 Ekim 2014 Çarşamba

Bir İşyerinde Yaşanabilecek En Dumur olaylar





07:20 plazanın girişine doğru ilerliyorum, uykum var, yığılsam 2 gün kalkmadan göğü seyredebilirim, A Kapısı'da geçiyorum, b girişi, c çıkışı falan filan şirketlerin faaliyet alanlarına ya da  sosyal sorumluluk projelerine göre toplantı odası ismi belirlemelerine bayılıyorum. -2'ye inip kurutulmuş domates ve mozarellalı sandviç ve portakal suyumu alıp 28.kata çıkıyorum, toplantı odası boş, kafamı dinlemem ve güne hazırlanmam gerek kulaklığı takıp 8:30'a kadar müzik dinleyip gündemi tarıyorum.
Ekşi'de gezinirken yukarıdaki başlık gözüme takılıyor, entryleri okuyorum, nays. Sonra düşünüyorum, dönem dönem blogda paylaştım hikayelerin içinde ama bir sallayalım kafamı ve bakayım neler çıkar, kurgu benin arkadaşları, arkadaşlarının arkadaşlarının başına neler gelmişti... Ondan kolay ne var, buyrun hacı, plaza köleleri, aile şirketi minyonları, çapsız beyaz yaka yöneticinin alt çalışanlarının başına gelenler, dumur sayılabilecek olaylar;

Aday mülakata silahla geldi.
Mülakatı bıraktı sevgilisi ile konuştu, çıktık biz.




  1. Ne bileyim üretim yanlışları, lojistik yanlışlıklar...
  2. Aday mülakata kocası ile geldi(anne, baba, kardeş vb.).
  3. Çalışma arkadaşının annesi Plaza'ya geldi ve ofise kadar girdi, tek tek hepimiz ile tanıştı.
  4. Aday görüşmeciyi yanaklarından öptü.
  5. Adamın biri toplantıda kendini okşadı ve boşaldı, sonra izninizle deyip odayı terketti, sırıtıyordu.
  6. Ekip halleri, masada makyaj yapma ve sandalyede bacaklara sürülen krem, sonra erkek kökenli çalışanlar yasın çok zor durumda kalıyor geyikleri...
  7. Bayan kökenli bir çalışanın çıtçıtlı bodysini unutması ve tuvaletten o muhteşem sarkar görüntü ile çıkıp ofise doğru yol alması(neden aynaya bakmalıyız).
  8. Yine arkadan tuvalet kağıdı sarkması, eteğin sıkışması falan.
  9. GM'nin topluluk için gönderilen new commer mailine cevaben reply to all yapıp "bu alımlardan benim niye haberim yok?" demesi, shit.
  10. Sponsor olunan takımın maçı için bilet çekilişi mailinin gelmesi ve ördek çalışanlardan birinin "hayatım gidelim mi?" mailini tüm topluluğa atması ve gm'nin reply to all'la geri dönüp, "hayatım ben gelemiyorum" demesi, o seviyede bırışşş.
  11. Aday ile mülakat yapar iken yandaki yöneticinin telefonda cıbıl karı-kız fotolarına bakması ve adayın bunu farketmesi.
  12. Yöneticinin Amsterdam'dan hediye gelen penis şeklindeki ruju göstermesi ve o arada adayın odaya dalması, ördeklik...
  13. Kedisini kaybeden ofis arkadaşının 2 gün aralıksız ağlaması ve hastaneye kaldırılması.
  14. Adayın şirket çalışanını dövmesi(aday kılığında gelip erkek arkadaşının eski sevgilisini dövmesi aslında).
  15. Hırsızlık olayları.
  16. Adayın tirad atması.
  17. Her türlü basılma, yiyişirken, arşivde halvetteyken, falan filan.
  18. El öpen aday.
  19. Sunum sırasında açılan Pop-up mesaj/mail/+onsekiz siteler...
  20. Geğirme, kaşınma, burun karıştırma, hapşurma ve kapı mendil olmaması...
  21. Adayın ismini ve cinsiyetini karıştırma hanım/bey durumları, hanımım ben açıklaması(bak bu durum için Hr dergi mail imzalarında bender sembolü kullanıyor bence çok tatlı bir uygulama, Hakan hanım, Ülker Bey...).
  22. Sandalyenin kırılması ve her türlü düşme, apronda uçaksız uçma.
  23. Akşam mesaiye kaldığında konferans salonunda büyük patronların mevlid okuttuğunu görme.
  24. Cinayet, insanların ölmesi falan.
  25. Tuvalet faciaları, anlattım geçen, nereye SIÇACAKLAR??
  26. Wi-fi faturasının ödenmemesi ve tüm Plaza'da bağlantı olmaması.
  27. Aynı ekipte çalıştığın peer dallamanın linkedinde kendini takım lideri yapması ve var sen bir şey anlamamak.
  28. X pozisyonu yerine davet edilen adayın yerine kardeşinin gelmesi.
  29. Şöförün seni yanlış havaalanından almaya gelmesi.
  30. Wc'ye gitme sürelerinin ölçülmesi.
  31. Şirketin iş ortağı hukuk firması için asistan arama ama sen var danışmanlık şirketi olmamak.
  32. Direktörün doğum gününde, sevgilisinin ofise yatak temalı pasta göndermesi, içerik uygunsuzluğu.
  33. Adayın ölmesi.




Evet, şimdilik bunlar.

Uğursuz kahramanınız, 

Coco

Kişisel Marka ve Facebook Profiliniz

Facebook profil fotonuz kişisel markanıza zarar verir mi?

Dudak dudağa fotoğraflarınızı eklesenize...



Kişisel marka mı dedin? Bireysel marka, kişisel gelişim ıvır zıvır şeyler işte.

Bu konuya girmem için öncelikle sizin kişisel markanız konusunda çalışıyor olmanız lazım. Bir imajınızın, sosyal çevrenizde bir etkinizin, auranızın falan olması gerek, varmış sayıyorum hatta profesyonel iş hayatınızı da ekleyelim bu sepete. 

Güzel bir fotoğraf kişisel markanıza yardımcı olabilir mi? Belki.

Peki kötü bir fotoğraf kişisel markanıza zarar verebilir mi? Owwww yea güzel şeyler olmaya başladı. Dur dur, bilimsel şeyler yazayım, bu şeyler size biraz zarar veriyormuş;

Default ayarlanmış adamcık/dummy fotoğrafı kullanmak-kişiliksiz fazla sıradan, adeta görünmezlik kalkanı, çok mu tembelsiniz kuzum?
Düşük kaliteli fotoğraf kullanmak- beyefendi büyüdükçe bulanıyorsunuz
Farklı birinin fotoğrafını kullanmak- ruh hastasısınız, beyaz önlüklüler sizi almaya gelecek, hayır siz maykıl nayt değilsiniz hayır siz çizgifilm kahramanı değilsiniz evet ben we can do it yapan pin up kadınıyım ve fika yapıyorum inanmayan FB profil fotoma baksın
Kaba saba fotoğraf kullanmak- fuck you and get out of here demek or "she said yes!!!!" demek



+onsekiz içerik- güzel hasar bırakır

Her küçük veriden pay çıkarmaya çalışan şuursuz bir ikacı için bu bilgi kırıntısı yetebilir. Sonuçta kendi alanınız istediğinizi kullanabilirsiniz, bu noktada hatırlatmak gerekir ki bazı şirketler sizin sosyal medya hesaplarınıza da bakar, bazıları için bu bir eleme aracıdır. Hatta mülakat sırasında siz ikacı ile konuşurken yandaki yönetici kendi hesabından sizin sayfanızı aratıyordur(ön araştırma yapaydı iyiydi). Karbon ayak iziniz sizi bağlar ve sonrası ile siz uğraşırsınız, kime ne.
Kurumsal tarafta yer arıyorsanız bir durun bakın, değerlendirin, kararınızı verin.
Kişisel markanızı önemsemiyor da olabilirsiniz o da olur, kimse sizin ejderha şapkalı fotoğrafınıza laf edemez. Duvarınızda yer alan giderli sözler, mesaj içerikli paylaşımlar, sevimli kedi fotoğrafları, Twitter hesabınızla çıldırmış vaşak gibi sağa sola saldırmanız. 
Linkedin'de plajda çekilmiş fotoğrafınıza hiç girmiyorum.
Gelecek ve iş kaygınız yoksa zaten bu yazıyı yanlış okudunuz, varsa bu yazı sizi kurtarmaz size burada sadece goygoy vaad ettim.


Bireysel dönüşümünüzden ve kişisel markanızdan sorumlu devlet bakanınız,

Coco

Ruh hali: uçakta uyusam da kendime gelsem
Yazının fon müziği: beyonce "Halo"